Aya İrini Kilisesi Tarihi ve Mimarisi

Aya İrini Kilisesi, İstanbul’daki Bizans kiliseleri içinde en köklü geçmişe sahip olan yapıdır. İstanbul, Konstantinopolis adıyla Roma İmparatorluğu’nun başkenti olduğunda burada zaten bir kilise vardı. Bu küçük kilise İmparator Konstantin (Constantinus) tarafından yeniden inşa edildi.

Bizans tarihinin en büyük isyanı olarak bilinen Nika Ayaklanması sırasında yanıp kül olan kilise, İmparator Justinianus tarafından tekrar inşa edildi. Ancak 740 yılındaki deprem sebebiyle yine yerle bir oldu. Bu yazıda İstanbul’un en eski yapılarından Aya İrini Kilisesi’nin tarihi ve mimari özellikleri hakkında bilgi bulabilirsiniz.

Aya İrini Kilisesi Tarihi
Aya İrini Anıt Müzesi

Aya İrini Kilisesi Tarihi

İstanbul, milattan önce 660 yıllarında Antik Yunanistan‘dan göç eden bir grup tarafından kuruldu. Günümüzde Topkapı Sarayı’nın olduğu tepede kurulan şehre, kurucusu Byzas’ın anısına Byzantion adı verildi.

Byzantion milattan sonra 195 yılına kadar küçük bir şehir olarak varlığını sürdürdü ve sonra Roma imparatoru Septimus Severus tarafından fethedildi. Septimus şehri genişletmiş ve Roma mimarisi ile tekrar inşa etmişti. Şehre eklenen en önemli yapı, yarışların düzenleneceği bir hipodromdu.

Aya İrini’nin olduğu yerde, güzellik tanrıçası Venüs’e (Afrodit) adanmış bir tapınak vardı. Hristiyanlığın Roma topraklarında yayılmasıyla bu tapınak bir kiliseye çevrildi.

Konstantin Döneminde Aya İrini Kilisesi

İmparator Konstantin, Roma İmparatorluğu‘nun başkentini doğuya taşımaya karar vermişti. Bu amaçla küçük bir şehir olan Byzantion’u yeniden imar etme işine girişti. 324 yılında başlayan çalışmalar, 330 yılında tamamlandı ve yeni başkent Konstantinopolis törenle açıldı. Konstantin’in yaptığı ilk iş kendisinin yaşayacağı Büyük Saray‘ı inşa etmek olmuştu. Hemen yanına ise Septimus’un yaptığından çok daha büyük bir Hipodrom inşa etti.

Şehrin diğer ikonik yapıları arasında Konstantin Forumu ve Havariyyun Kilisesi vardı. Konstantin, bunlarla eş zamanlı olarak Aya İrini’yi de tadilata soktu. Üst satırlarda değindiğim üzere burada Venüs Tapınağı’ndan bozma küçük bir kilise vardı. Bu küçük kilise büyütüldü ve adı da “Kutsal Barış” anlamına gelen Aya İrini (Hagia Eirene) olarak değiştirildi.

Konstantin’in oğlu II. Constantius’un döneminde birinci dönem Ayasofya’nın inşası tamamlanmıştı. Komşu olan iki kilise, birbirinden yalnızca bir avlu (Atrium) ile ayrılıyordu. İki kilise de, Megale Ekklesia (Büyük Kilise) adı verilen yapılar bütünü içine alındı.

Justinianus Döneminde Aya İrini Kilisesi

532, İmparator Justinianus‘un beşinci hükümdarlık yılıydı. Bizans tarihinin en kudretli imparatoru olan Justinianus, henüz tam kontrol sağlayamamıştı. Hipodromdaki araba yarışlarında yarışan Maviler ve Yeşiller imparatordan memnun değildi. On binlerce destekçisi olan bu takımlar, birer sivil toplum kuruluşu gibi işlev görüyordu. İmparatora karşı örgütlendiler.

Justinianus’un yarışları imparatorluk locasından (kathisma) izlediği 13 Ocak 532 tarihinde büyük bir isyan patlak verdi. Hipodrom Meydanı‘nda başlayan isyan, kısa sürede tüm şehre yayıldı ve yağmaya dönüştü. Şehrin birçok noktasında yangınlar çıktı. Ayasofya ve Aya İrini de bu felaketten nasibini almıştı. İkisi de yanıp kül oldu.

Nika İsyanı, General Belisarius tarafından bastırıldı. Ancak 30.000 kişi ölmüştü. Justinianus bu büyük felaketten sonra yeni bir düzen kurmak istiyordu. Sarsılan itibarını onarmak için büyük bir imar işine girişti. Bugün bildiğimiz muhteşem eser Ayasofya da bu süreçte inşa edildi. Aya İrini de aynı şekilde yeniden yapılmıştı. Fakat Ayasofya’dan çok daha sade bir tarza sahipti.

Justinianus dönemindeki Aya İrini Kilisesi‘nin mimari özellikleri, şehirdeki önemli yapılardan Ayios Polieuktos Kilisesi’ne benziyordu. Dört adet kemerin taşıdığı bir merkezi kubbeye sahipti ve orta nefin, kubbenin haricinde kalan kısımları tonozluydu.

Aya İrini Müzesi

Hagia Irene Müzesi

İkonoklazma Döneminde Aya İrini Mimarisi

Justinianus döneminde inşa edilen görkemli kilise, 740 yılında meydana gelen bir depremle yerle bir oldu. Bizans İmparatorluğu‘nda 8. ve 9. yüzyıllarda etkili olan İkona Kırıcılık akımı, yeni Aya İrini Kilisesi’nin mimarisi üzerinde de etkili oldu. İmparator III. Leon ile başlayan bu akım, bir asır kadar sürmüş ve din ile ilgili tüm görsellerin yok edilmesine sebep olmuştu.

Bizans İkonoklazmı olarak da bilinen ikona karşıtlığı, kiliselerde bulunan mozaiklein, fresklerin ve ikonaların yok edilmesiyle sonuçlanmıştı. İkonoklazma dönemi boyunca inşa edilen tüm kiliselerde sade bir mimari tercih edildi ve iç mekanlar yalnızca geometrik şekillerle süslendi.

Yeniden inşa edilen Aya İrini Kilisesi’nde sade bir mimari plan tercih edilmiş ve kilisenin içine birkaç mütevazı figürden başka bir şey konulmamıştı. Bugün halen ziyaret edilebilen kilisede, bu sadeliğin izlerini görmek mümkündür. Zira Aya İrini’nin duvarlarında, apsiste görebileceğiniz bir haçtan başka bir süsleme öğesi yoktur.

Aya İrini İç Mekan

Osmanlı Döneminde İlk Arkeoloji Müzesi

Geçmişte Ayasofya ile iç içe geçmiş bir yapıya sahip olan kilise, Osmanlı döneminde Ayasofya’dan kesin çizgilerle ayrıldı. Bunun en büyük sebebi, fetihten sonra Topkapı Sarayı‘nın inşa edilmesi ve Aya İrini’nin, Topkapı’yı çevreleyen büyük surlar içinde kalmasıdır.

Ayasofya camiye çevrildiği halde, Aya İrini hiçbir zaman cami olarak kullanılmadı. Buna karşılık kilise olarak da işlev görmedi. Osmanlılar Aya İrini’yi uzun bir süre silahhane olarak kullandılar. Müzecilik faaliyetlerinin geliştiği 19. Yüzyıl’da Askeri Müze haline gelen yapı, daha sonra Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermeye başladı.

Ünlü Türk ressamı Osman Hamdi Bey‘in girişimleriyle tüm Anadolu’dan toplanan tarihi eserler, Aya İrini’de sergilenmeye başlamıştı. Sonradan İstanbul Arkeoloji Müzesi‘nin inşa edilmesiyle, eserler de oraya taşındı. Arkeoloji Müzesi günümüzde halen Topkapı Sarayı’nın sınırları içinde bulunmaktadır. Yeni Arkeoloji Müzesi, Topkapı Sarayı ile Gülhane Parkı arasında konumlanır ve sarayın en eski yapılarından Çinli Köşk’ü de içine alır.

Tarih boyunca depremler ve yangınlardan etkilenen Aya İrini, eski görkemini koruyamamış bir yapıdır. Hiçbir zaman Ayasofya veya diğer Bizans dönemi eserleri gibi ilgi görmemiştir. Bu sebeple yapının duvarlarına sinmiş olan ıssızlık, bugün bile hissedilmektedir.

Ayasofya ve günümüzde cami olarak kullanılan birçok Bizans yapısı renkli ve hareketli bir izlenim verirken, Aya İrini ziyaretçisine başka türlü bir deneyim vaat eder. Hayal gücünüzü kullanarak Aya İrini’yi gezmekten keyif almak size kalmıştır.

Aya İrini Kilisesi Hakkında Bilgi by Serhat Engül

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *